Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
 
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
 
Sayfa: 1 2 [3]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: YUSUF KERİMOĞLU ( HÜSNÜ AKTAŞ) HOCAMIZDAN GÜNCEL OLAYLARLA İLGİLİ FETVALAR  (Okunma Sayısı 21637 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
****
Üye Grubu : Gayretli Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 603
Konu Sayısı : 67
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 71

Kişisel Mesaj : HER NEFİS ÖLÜMÜ TADICIDIR
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #80 : 04 Ekim 2009, 09:19:43 »

selamunaleyküm bir kardeşimizin şöyle bir sorusu var:, iki yıllık evli.. adam asgari ücretle çalışıyor ve evi kira düğünde hanımına taktığı 80 gramı geçkin altını var ve 2 yıldır bunun zekatını veriyordu..geçenlerde bir hoca senin maddi durumun iyi değil evinde kira o altınlar hanımının mihri sayılır ve zekatınıda vermen gerekmez demiş. onunda kafası karışmış bize sordu. bizde size soralım istedik.. zekat vermesi gerekirmi gerekmezmi?
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #81 : 01 Kasım 2009, 00:36:30 »

Aleyna ve aleykumusselam. Hakkınızı helal ediniz zira bir müddet öncesine kadar sorunuzu görmemiştim. Sorunuzu Yusuf Kerimoğlu hocamıza sordum. cevaben şöyle dedi: 96 gramı geçen ve üzerinden bir yıl geçmiş altın'a zekat vermek gerekir. Eğer yukardaki durum tahakkuk etmişse zekatlarını muhakkak surette vermeleri gerekir (Hanefi mezhebine göre)
Kayıtlı
Site Yöneticisi
*
Üye Grubu : Vefakâr Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 2628
Konu Sayısı : 32
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 160

Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #82 : 01 Kasım 2009, 06:19:47 »

Hocam bir soruda ben sorayım.Malumunuz kurban yaklaşıyor.Bana gelen bir soruda şöyleydi.Benim bir adağım var bu adağı yerine getirmek istiyorum fakat bunuda kurbanda yapmak niyetindeyim bir büyük baş kurban almış olsam bu hayvanı kessem bir hissesini hanımım için bir hissesini kendim için bir hissesinide adağım için bölsem olur mu diye sormuştu.Bu konuda ne dersiniz?
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #83 : 15 Kasım 2009, 23:14:48 »

HEVAYA MUHALEFET - TASAVVUF - MÜRŞİD-İ KÂMİL         
Soru: "İslam dini insanlara; hüdaya tabi olmalarını ve hevalarına muhalefet etmelerini farz kılmıştır. (..) Bazı Müslümanlar; şeriat, tarikat ve hakikat kavramlarını, farklı şekillerde izah etmektedirler. Tasavvufun kaynağı konusunda da değişik iddiaların ortaya atıldığı malumunuzdur. (..) Resul-i Ekrem (sav)'in hicret esnasında Hz.Ebubekir'e, bazı zikirleri öğrettigi doğru mudur? Bu gizli bir ilim midir ? Resul-i Ekrem (sav)'in bunu gizlice Hz. Ebubekir'e öğretmesi, tebliğ açısından doğru mudur? Yoksa bütün ashabına öğretmiş midir ? (..) Mürşid-i Kamil'den maksad nedir?"
CEVAP: ALLAHu Teala (cc); Hz. Adem (as) ile Hz. Havva'yı cennetten çıkarıp, yeryüzüne indirdiği zaman: "Beraberce (topluca) oradan ininiz. Sonra size benden bir hüda (yol gösterici) gelir de, kim benim hüdama tabi olursa, artık onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun olacak da değildirler" (El Bakara Suresi: 38) buyurmuştur. İnsanoğlunun hevasını bir kenara bırakması ve hüdaya tabi olması zaruridir. Kur'an-ı Kerim'de nefsin, meşru sınırları aşan arzuları "heva" olarak isimlendirilmiştir. Hakkı ve hukuku inkar edip, nefs-i emmarenin şehvetlerine tabi olmaya heva denilir. (1) Hevaya tabi olmak; insanın adaletten uzaklaşmasına, amellerinde zulüm ve bağy etmesine sebeb olur. (2) İnsanın hevasından kaynaklanan arzuları, değişik musibetlerin kaynağıdır. Bütün peygamberler, insanlara "ALLAHu Teala'ya ihlasla teslim olmalarını ve hevalarına muhalefet etmelerini" tebliğ etmişlerdir. İmam-ı Maturidi (rh.a); "Peygamberler insanların; sırat-ı müstakiym üzerinde yürümelerine, akıllarını kullanmalarına, şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınmalarına, hevalarına tabi olmaktan kaçınmalarına yardımcı olmuşlardır"(3) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. İnsanoğlunun hevasını bir kenara bırakması, hüdaya tabi olması ve ihsan makamını elde etmesi, kolay degildir. Bu sürekli bir mücadeleyi gerektirir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Hakiki mücahid, nefs-i emmaresine (hevasına) karşı savaş açan kimsedir" (4) buyurduğu malumdur. Emmarelik vasfını taşıyan nefs (nefs-i emmare) daima kötülüğü emreder, dünyevi ihtirasları ve hayvani arzuları ön plana çıkarır.
Peygamberimiz Efendimiz (sav) insanlara kitabı ve hikmeti öğrettiği gibi, nefislerinin hevalarına karşı mücadele etmelerini de öğretmiştir. Kur'an-ı Kerim'de "ALLAH, onların içinden kendilerine ayetlerini okur, onları tertemiz yapar, onlara kitabı ve hikmeti öğretir bir peygamber göndermekle in'amda bulundu. Halbuki onlar daha önce apaçık bir dalalette idiler" (Al-i İmran Suresi: 164) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayette geçen, "onları tertemiz yapar" ibaresinin mahiyetini iyi kavramamız gerekir. Resul-i Ekrem (sav)'in hicret esnasında Hz.Ebubekir'e, bazı gizli ilimleri öğrettigi iddiası doğru değildir. Nefs-i emmare ile mücadele, muhkem nasslar ile emredilmiş salih bir ameldir. Fıkh-ı Batın'ın (tasavvufun) temelinde; kalbin dünyevi ihtiraslardan temizlenmesi, güzel ahlakın elde edilmesi, zikrin ihyası, gafletin ortadan kaldırılması, şeytanın güzel gösterdiği şeylerden (kuruntulardan) ictihap edilmesi ve bütün ibadetinin ihlasla eda edilmesi gibi unsurları görmek mümkündür. Tarih boyunca "Şeriat-Tarikat-Hakikat" kavramları çerçevesinde, değişik tartışmalar gündeme girmiştir. İbn-i Abidin "Reddü'l Muhtar" isimli eserinde; bu kavramların mahiyetini izah ettikten sonra, "Bu üç şeyden (şeriat-tarikat-hakikat) murad; kuldan beklenen kulluk vazifesinin, beklendiği şekilde yapılmasıdır."(5) demiştir. Nefis tezkiyesi ile güzel ahlakı birbirinden ayırmak mümkün değildir. Güzel ahlakın ve edebin kaynağı, Kur'an-ı Kerimin ahkamını ahlak edinen, Resul-i Ekrem (sav)'in sünnetidir. İnsanlara kitabı ve hikmeti öğreten Peygamberimizin (sav): "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim"(6) buyurduğu malumdur. Dünyevi ve uhrevi saadete (feleha) kavuşmanın anahtarı, tahkiki imanı elde etmek ve salih amellerde bulunmaktır. Seyyid Şerif Cürcani "Et-Tarifat" isimli eserinde: "Tasavvuf; şeriatın zahirini ve batınını, ahkamını ve adabını bilip, yaşamaktır" (7) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Mürşid-i Kamil; İslam'ın temel hedeflerini gerçekleştirmek için gayret sarfeden bir muallim hükmündedir. Şer'i ilimlere vakıf olmayan kimseler; mürşid-i kamil veya muallim olamazlar. Tasavvuf yolunun önderlerinden Cüneyd-i Bağdadi; "Bizim ilmimiz; ALLAHu Teala (cc)'nın kitabı ve Resul-i Ekrem (sav)'in sünneti ile mukayyeddir. Sülukünden önce Kur'an-ı Kerim okumayan, sünnetin mahiyetini bilmeyen ve fakih olmayan kimselere ittiba edilmez" 8 diyerek, mürşid olmanın asgari şartlarını ortaya koymuştur. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.
(1) Ragıp El Isfahani- El Müfredat- İst.: l986 Sh: 548.
(2) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkami'l Kur'an-Kahire: 1967 C: 5 Sh: 412.
(3) İmam-ı Maturidi-Kitabu't Tevhid- Beyrut: 1970 Sh: 184
(4) Sünen-i Tirmizi- İst.: 1401C: 4 Sh: 165 Had.N0: 1621 K. Cihad: 2.
(5) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar-İst.: l982 C: 1 Sh: 71.
(6) El Acluni-Keşfu'l Hefa-Beyrut: 1351 C: 1 Sh: 211 Had.N0: 638.
(7) İbnu'l Cezvi-Telbisu'l İblis-Kahire: 1340 Sh: 178.
(Karizmatik Seyyid Şerif Çürcani-Et Ta'rifat-İst.:ty Kaynak yay. Sh: 59
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #84 : 17 Kasım 2009, 12:40:09 »

   İNSANLIĞIN MASLAHATI VE UKUBATIN KEYFİYETİ   

Soru: "Uzun yıllar İslam dininin hukuki cephesinden hiç bahsedilmedi. İnsan haklarının ön plana çıkmasıyla birlikte; başta hadd-i zina olmak üzere, İslam ceza hukuku gündeme girdi.(...) Bazı İslamcılar, bu cezaların değişebileceğini iddia ediyorlar. Bunlara göre, asıl olan maksadın gerçekleşmesidir. Cezanın şekli önemli değildir.(...) Kat'i nass ile sabit olan cezaları; zamanı bahane ederek değiştirmeye kalkan İslamcılar ile modern ceza hukuku savunanlar arasında ne fark vardır? (...) Hadd cezaları ile insanların yüklendiği emanetin bir ilgisi var mıdır? İslam ceza hukuku ile insanlığın maslahatı arasındaki münasebet nedir? Hadd cezaları, ALLAHu Teala (cc)'nın hukuku mudur, değil midir?"

CEVAP: Önce "hadd cezaları ile insanların yüklendiği emanetin bir ilgisi var mıdır?" sualinize cevap vermeye gayret edelim. ALLAHu Teala (cc)'nın mülkünde; O'nun verdiği rızıklarla hayatlarını devam ettiren bütün canlılar, fıtri bir mücadele içerisindedirler. Bu canlılar içerisinde sadece insanlar; emaneti kabul ettikleri için, ALLAHu Teala (cc)'nın tekliflerine muhatap olmuşlardır. Kur'an-ı Kerim'de; "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz (ve teklif) ettik de, onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan (a gelince o tuttu) bunu sırtına yüklendi. Çünkü o çok zulümkar, çok cahildir" (El Ahzab Suresi: 72) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler bu Ayet-i Kerime'de zikrolunan emanet'in; teklif-i ilahinin tamamına verilen isim olduğu hususunda müttefiktirler. (1) Usul-i Fıkıhta emanet; ALLAHu Teala (cc)'nın gerek kendi hukuku, gerekse yaratmış olduğu varlıkların hukuku ile ilgili, insanlara teklif ettiği bütün vaziflere verilen isimdir.(2) İman eden ve "Lehu'l mülk ve lehu'l hamd" diyen insanların, ALLAHu Teala (cc)'nın hukukunu hafife almaları veya ihanet etmeleri mümkün değildir. İslamcı olarak nitelendirdiğiniz modernistler, resmi ideolojinin profesyonel dalkavuklarıdırlar. İddialarını ciddiye almak mümkün değildir. Bu girişten sonra; illetleri akıl yoluyla bilinemeyen ve hukukullah olarak tarif edilen ukubata geçebiliriz. İmam-ı Merginani: "Hadd'in lugat manası menetmektir. Kapıcılara "haddad" denilmesinin sebebi de budur. Şer'i şerif'te ise; ALLAHu Teala (cc)'nın kendi hukuku ile ilgili, takdir buyurduğu bir ukubattır, "(3) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir. Hadd kelimesi aynı zamanda "Esirgemek" manasına da gelir."(4) Çünkü ALLAHu Teala (cc), kullarının zarara uğradıkları şeylerden, bunlarla korumuş, esirgemiştir. İbn-i Abidin: "Çünkü hadd'ler; nesebi (nesil emniyetini), malları, akılları, haysiyet ve namusu koruma gibi, maslahat ve menfaati bütün beşeriyete ait olduğu için meşru kılınmıştır. Bu kelime haddlerin asıl hükümlerini beyandır ki, insanların zarar görecekleri şeylerden men olunup İslam beldelerinin fesad ve fitneden korunmasıdır. Fethu'l Kadir'de zikredilmiştir ki; gerçek olan bazı meşayıhın dedikleridir. Şöyle ki: Haddler zararları bütün beşeriyete dokunan birtakım fena hareketlerden insanları alıkoyar. Bunlar suçlular hakkında birer ceza olduğu gibi, bunları görenler hakkında da birer ibret ve uyanma vesilesi teşkil eder ve ammenin menfaatlerini tazammun bulunur" (5) hükmünü zikretmektedir. Dolayısıyle emanet'i yüklenen insanoğlu; her türlü amelinde ALLAHu Teala (cc)'nın hukukunu dikkate almak ve O'nun rızasını kazanmaya gayret etmek durumundadır. Kat'iyyen heva ve heveslerine kapılarak, İslam'ın hududları çiğneme hakkına haiz değildir. Zamanı bahane ederek; kat'i nass ile sabit olan ukubatları değiştirmeye kalkmak, büyük bir cürümdür. Hidayete tabi olan bir mükellef, bu cürümü işleyemez. Bilindiği gibi ALLAHu Teala (cc)'nın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hüküm icad edenler, emanete ihanet eden kafirlerdir.
Hesap gününün düşünen mü'minler, ALLAHu Teala (cc)'nın hududlarını tahrip ve İslam şeriatını tahkir eden hiçbir siyasi rejimi destekleyemezler.
Ruhlar aleminde gerçekleşen, manevi mukavelenin (Ahd-ü misak'ın) tabii sonucu budur. İnsanlar ALLAHu Teala (cc)'nın hukuku'na riayet ederlerse, dünyevi saadeti de elde ederler.
Resul-i Ekrem (sav)'in: "Yeryüzünde tatbik edilen bir had cezası; insanlar için, otuz sabah yağmuru yağmasından daha hayırlıdır" (6) buyurduğu malumdur. Bunun mahiyetini ve hikmetini, firaset sahibi mü'minler kolaylıkla kavrayabilirler.
Meselenin özü budur. ALLAHu Teala (cc) cümlemizi; tagyan eden zalimlerin şerrinden muhafaza buyursun. Birbirimize dua edelim.
(1) Mecmuatu't tefasir İst.: 1979. Çağrı Yay. C: 5, Sh: 142-143.
(2) Molla Hüsrev-Mir'at El Usul-İst.: 1307, C: 1, Sh: 591.
(3) İmam-ı Merginani El Hidaye-Kahire: 1965. C: 2 Sh: 94.
(4) Abdi'l Latifiz Zebidi Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi Ank: 1975 (3 Bsm), C: 12, Sh: 250.
(5) İbn-i Abidin reddü'l Muhtar Ale'd Dürrü'l Muhtar İst.: 1983 C: 8, Sh: 162
(6) İmam Ahmed b. Hanbel-El Müsned İst.: 1401, C: 2, Sh: 402. Aynı mahiyette bir başka rivayet için/ Sünen-i İbn-i Mace İst.: 1401, C: 2, Sh: 848,
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #85 : 21 Kasım 2009, 11:49:04 »

   KURBAN ÜZERİNE
 

    Kurban; arapça bir kelime olup, (K-R-B) kökündendir. Lûgatta "Manen yaklaşmak, yakın olmak ve müşavir olmak" gibi manalara gelir. İslâmi ıstılâhta; "ALLAHû Teâla (cc)'ya ibadet niyetiyle muayyen bir vakitte, hususi bir hayvanı kesmeye kurban denir"tarifi esas alınmıştır. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kurban kesiniz!.. Zira kurban babanız Hz. İbrahim (as)'in sünnetidir" buyurduğu bilinmektedir.

    Kurban; Hz. Adem (as) ile birlikte başlıyan "Tevhid Mücadelesi"nin tarihine ait bir bayramdır. Mü'minlere Hz. İbrahim (as)'in ve Hz. İsmail (as)'in teslimiyetini hatırlatır. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Efendimiz (sav)'in Hz. İsmail (as)'in soyundan geldiği bilinmektedir. Şimdi kurban vakıasını Kur'an-ı Kerim'den öğrenelim;

  "(İbrahim): "-Ey Rabbim, bana salihlerden (bir erkek evlât) ihsan buyur (diye dua etti)". Biz de ona (İbrahim'e) çok uysal bir erkek evlât müjdesi verdik. Artık o (erkek evlât, babası İbrahim'in) yanında koşmak çağına erince (babası) "Oğulcağızım" dedi. "Ben seni rüyamda kurban ederken görüyorum. Bak artık ne düşünürsün". (Oğlu) Dedi ki: "-Sana ALLAHû Teâla (cc) ne emretmişse, onu aynen yerine getir. İnşaALLAH beni sabredenlerden bulacaksın"!.. Vaktaki bu suretle ikisi de (ALLAH'ın emrine) ram oldular. (İbrahim) Onu alnı üzere (kurban etmek için) yatırdı. Biz ona: "-Ya İbrahim, rüyana (sana vahyettiğmiz emre) sadakat gösterdin. Şüphesiz ki biz iyi hareket edenleri böyle mükâfatlandırırız" diye nidâ ettik. Hakikat bu apaçık ve kat'i bir imtihandı. Ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Sonra gelen (peygamberler ve ümmet)ler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık.

  Dikkat edilirse kat'i olan husus açıktır. Hz. İbrahim (as) ALLAHû Teâla (cc)'nın emrine teslim olarak kendi öz oğlunu kurban etmeye, Hz. İsmail (as) de ALLAH (cc) rızası için kurban olmaya razı olmuştur. Kurban kesmek için bıçağına sarılan her mükellef bu mahiyeti iyi tefekkür etmelidir. Bilindiği gibi "Teşrik günlerinde alınan tekbirler", Hz. İbrahim (as), Hz. Cebrail (as) ve Hz. İsmail (as)'in kurban anındaki tutumlarını ve teslimiyetlerini beyan etmektedir.
 
    İmam-ı Azam Ebû Hanife (rh.a) ile İmam-ı MUHAMMED (rh.a); "Kurban kesmek hürr, zengin ve seferi halde bulunmayan her mü'min üzerine vaciptir" hükmünü beyan etmişlerdir. Kur'an-ı Kerim'de: "Rabbin için namaz kıl ve kurban kes" hükmü beyan buyurulmuştur. Kadı Beyzavi bu Ayet-i Kerime'de geçen "Venhar" hükmünün, nahr günlerinde kesilen kurbana delalet ettiğini esas almıştır. Müfessirlerden bir kısmı ise; bu Ayet-i Kerime'deki hitabın Resûl-i Ekrem (sav)'e ait olduğunu beyan ederek, kurban hükmünün umumi olmadığını, hususiyet belirttiğini kaydetmişlerdir. Esasen bu Ayet-i Kerime'nin mücmel olduğunu ve "Venhar" hükmünü birçok manalara geldiğini bütün ûlema kabul etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim ki kurban kesmeye mali kudreti bulunur da kesmezse, o kimse namazgâhımıza sakın yaklaşmasın" buyurduğu bilinmektedir. Bu Hadis-i Şerif'teki "Namazgâhımıza sakın yaklaşmasın" hükmünü esas alan Hanefi fûkahası, "Mezhebte zahir olan rivayet, kurbanın vacip olduğudur" hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı Yusuf (rh.a) indinde kurban kesmek "Sünnet-i Müekkede"dir.

    Hz. Cebele b. Süleym'den rivayet edildiğine göre, bir kimse İbn-i Ömer (ra)'e kurban kesmenin vacip olup-olmadığını sormuştur. İbn-i Ömer (ra) bu suale şu cevabı verir: "Resûl-i Ekrem (sav) ve bütün Müslümanlar kurban kesmişlerdir". Aynı kimse suali tekrar edince: "-Anlamadın mı? Resûl-i Ekrem (sav) ve bütün Müslümanlar kurban kestiler" buyurur. İmam-ı Şafii (rh.a) Beyhaki'de yer alan: "Hz. Ebû Bekir (ra) ile Hz. Ömer (ra), kendilerini görenler vacip olduğunu zannederler korkusuyla kurban kesmezlerdi" haberini esas alarak, kurbanın vacip değil, sünnet-i Müekkede olduğunu beyan etmiştir. İmam-ı Malik (rh.a) ve İmam-ı Ahmed (rh.a) indinde de kurban vacip değil, sünnettir. Dolasıyla bir mükellef kurban keserse sevap kazanır, ancak kesmezse günahkâr olmaz. Hanefi fûkahası; "kurbanın vücûbunun şartlarına haiz olan bir mükellef, kurban kesmezse günahkâr olur" hükmünde müttefiktir. İbn-i Ömer (ra)'den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (sav) Medine'de kaldığı on yıllık zaman içerisinde, her yıl kurban kesmiş, hiç terk etmemiştir. Ayrıca Hz. Zeyd b. Erkam (ra)'dan rivayet edilen bir Hadis-i Şerif'te sahabe-i kiram: "-Ya ResûlALLAH, kurbanlar nedir?" sualini tevcih etmiştir. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav): "Babanız Hz. İbrahim (as)'in sünnetidir" buyurmuştur. Sahebe-i Kiram: "Bize kurban kestiğimizden dolayı ne kadar mükâfat vardır?" diye sordular. Resûl-i Ekrem (sav): "-Her kılına mukabil bir sevab vardır" cevabını verdi. Sonuç olarak Resûl-i Ekrem (sav) Medine'de her yıl mutlaka kurbanı kesmiş ve mü'minlere de kesmelerini tavsiye buyurmuştur.
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #86 : 21 Kasım 2009, 18:11:23 »

Hocam bir soruda ben sorayım.Malumunuz kurban yaklaşıyor.Bana gelen bir soruda şöyleydi.Benim bir adağım var bu adağı yerine getirmek istiyorum fakat bunuda kurbanda yapmak niyetindeyim bir büyük baş kurban almış olsam bu hayvanı kessem bir hissesini hanımım için bir hissesini kendim için bir hissesinide adağım için bölsem olur mu diye sormuştu.Bu konuda ne dersiniz?
   Kurban bayramında kesilen etten kesen dahil herkes yiyebilirken, adak kurbanından ancak fakir fukara yiyebilir kesen yiyemez.Bundan dolayı aynı anda hem kurbana hem de adaka girilmez.Böyle bir uygulama caiz değildir.(Cevap Yusuf Kerimoğlu hoca'ya aittir.)
Kayıtlı
Site Yöneticisi
*
Üye Grubu : Vefakâr Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 2628
Konu Sayısı : 32
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 160

Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #87 : 21 Kasım 2009, 20:28:55 »

   Kurban bayramında kesilen etten kesen dahil herkes yiyebilirken, adak kurbanından ancak fakir fukara yiyebilir kesen yiyemez.Bundan dolayı aynı anda hem kurbana hem de adaka girilmez.Böyle bir uygulama caiz değildir.(Cevap Yusuf Kerimoğlu hoca'ya aittir.)

ALLAH razı olsun...
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #88 : 07 Nisan 2010, 08:38:23 »

     SORU: SAHABEYE BAKIŞIMIZ NASIL OLMALI?         
     Resûl-i Ekrem (sav)'e bey'at ederek; bütün yeryüzü müstekbirlerine karşı cihad eden Sahabe-i Kirâm'ı ancak hayırla anarız. Bilindiği gibi sahâbe: "Hz. MUHAMMED (sav)'e mü'min olarak mülâki olan, sohbetinde bulunan ve daha sonra mü'min olarak ölen şahıslara verilen isimdir."
      İmam-ı MUHAMMED (rha) "Emirlerle birlikte cihad"ı izah ederken: "Sahâbe-i Kiram hakkında hayırlı sözlerden başkasının söylenmemesi hususunda Resûl-i Ekrem (sav)'den meşhur bir hadîs-i şerifin mevcud olduğunu kaydettikten sonra: "Ashabım hakkında ALLAHû Teâla (cc)'dan korkun!.. Onları hedef edinmeyin. Kim onları severse, muhakkak beni de sevmiş olur ve kim onlara eziyet ederse, Alettahkik bana da eziyet etmiştir" hadîs-i şerifini zikrediyor.
      Hanefî fûkahasından Molla Hüsrev: "Selef-i salihin'e açıkça küfreden kimsenin de şahidliği kabul edilmez. Selef-i Salihin; sahâbe-i kirâm ve müctehid ulemâdır. ALLAHû Teâla (cc) hepsinden razı olsun. Çünkü bu işler (Selef-i Sâlihine dil uzatmak) o kimsenin aklının ve haysiyetinin kusurunu gösterir. Bundan kaçınmayan kimse yalandan da kaçınmaz" hükmünü beyan ediyor.
      Sonuç olarak; Ehl-i Sünnet olan mü'minler sahâbe-i kirâm'ı daima hayırla anarlar. Onlar arasındaki ihtilafları bahâne ederek kat'iyyen hukuklarına dil uzatmazlar. Ehl-i Bid'at ise; sahâbe-i kirâm'ın arasındaki ihtilafları bahane ederek, ileri geri sözler sarfetmekten kaçınmaz.
 
 
Kayıtlı
allahın rahmeti bereketi üzerinize olsun bana dua edin
****
Üye Grubu : Gayretli Kardeş Üye
Yaş : 20

Mesaj Sayısı : 816
Konu Sayısı : 79
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 40

Kişisel Mesaj : kadeşler bana dua edin
Çevrimdışı Çevrimdışı

Site
« Yanıtla #89 : 14 Nisan 2010, 08:43:14 »

ALLAH razı olsun mehmet hocam ALLAH çalışmalarını daim kılsın
Kayıtlı
Vira bismillah'in İmzasi

ALLAHU EKBER
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #90 : 14 Nisan 2010, 10:31:32 »

Amin hasan kardaşım.
Kayıtlı
Muhammed İmamoğlu
Site Yazarı
*
Üye Grubu : Çalışkan Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 495
Konu Sayısı : 30
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 26

Kişisel Mesaj : ÖLÜM TUTKUNU OLUNUZ Kİ SİZE HAYAT BAĞIŞLANSIN...
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #91 : 14 Nisan 2010, 10:34:00 »

HİDAYET - DALALET VE HÜKÜMLERİ İLE AMEL       
Soru: "Halk arasında yaygın olan, "İman ile paranın kimde olduğunu bilinmez" sözü, bir tartışmaya vesile oldu. (..) Hidayet (iman) ile küfür, gece ile gündüz gibi birbirinin zıddıdır. İmanın kimde olduğu bilinmediği takdirde, İslam ahkamının uygulanması mümkün olabilir mi? (..) Dalaletin keyfiyeti nedir? Bir insanın; başkalarını da dalalete sürüklemesi sözkonusu ise, iddialarına cevap verilmesi gerekmez mi? Değişik gerekçelerle susmak, hidayet ile dalaletin birbirine karıştırmasına sebeb olmaz mı? Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin, küfür ahkamı ile hükmetmesi ma'zur görülebilir mi?"

CEVAP: Bütün peygamberlerin, insanları İslam'a davet ettikleri sabittir. (1) İslam alimleri; insanlık tarihini, hidayetin ve dalaletin keyfiyetine göre tasnif etmişlerdir. İmam-ı Şehristani: "İtikad yönünden insanlar milel ve nihal ehli olmak üzere ikiye ayrılırlar. Milel; vahye tabi olan ve hak bir şeriat ile amel edenlerin vasfıdır. Nihal ise, heveslerine göre yaşayan ehl-i ehvaya verilen isimdir" (2) diyerek, meselenin özünü veciz bir şekilde ifade etmiştir. İnsanların kanaatlerinden kaynaklanan inançların ortak vasfı, zan (nıhle) hükmünde olmalarıdır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf (as)'un kıssası beyan edilirken, bütün insanlığa şu hatırlatma yapılmıştır: "Sizin ALLAHu Teala (cc)'yı bırakıp da taptıklarınız, kendilerinizin ve atalarınızın takmış olduğu isimlerden başkası değildir. ALLAH bunlara hiçbir hüccet indirmemiştir. Hüküm sadece ALLAH'a mahsustur. ALLAH kendisinden gayrısına ibadet etmemenizi emretmiştir. Hak din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf Suresi: 40 )
ALLAHu Teala (cc) Hz. Adem (as) ve Hz. Havva'yı yeryüzüne indirdiği zaman şöyle buyurmuştur: "Hepiniz oradan inin. Sonra size benden bir "Hüda" gelir de, kim benim hüda'ma tabi olursa, artık onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun olacak değildirler" ( El Bakara Suresi: 38.) İnsanlar, cüz'i iradelerini kullanmak ve şu iki yoldan birini seçmek durumundadırlar. Birincisi: ALLAHu Teala (cc)'ya iman etmek ve hayatını İslam'a göre düzenlemektir. (Hidayete tabi olmak) Hakimiyeti ALLAHü Teala(cc)'ya tahsis eden, "lehu'l mülk ve lehu'l hamd" diyerek, ikrarda bulunan kimselere Müslüman denilir. Bu tercih, ruhlar aleminde gerçekleşen "misakın" tabii bir sonucudur. Bunu dikkate alan bazı İslam alimleri "Hevasına muhalefet eden ve ALLAHu Teala (cc)'ya teslim olan mükellefin, meşru fiillerine ibadet denilir." (3) tarifini benimsemişlerdir. Hevalarına muhalefet edemeyen insanların, hüdaya tabi olmaları mümkün değildir. İkincisi: Hevasına tabi olmak, şahsi kanaatlerine ve keyfi arzularına göre yaşamaktır. Bu tercihi yapanlara dalalet ehli denilir. Arapça'da "Dalal" kelimesi; "yolunu kaybetmek, doğru yoldan çıkmak, ve insanı talep ettiğinden mahrum bırakmak" gibi manalara gelir. Dalalete düşene "Dal", dalalete düşürene "Mudıl", dalalete düşürmeye, azdırmaya da "İdlal" denilir. (4) Arzularını İslama tabi kılmayan kimseler, her an dalalete düşebilirler. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Nefsim yed-i kudretinde olan ALLAHu Teala (cc)'ya yemin olsun ki, arzusunu İslama tabi kılmayan kimse iman etmiş olmaz" (5) buyurduğu ve insanları uyardığı sabittir. Dalalete düşmenin birçok sebebi vardır. Dünyevi ihtirasa kapılmak, her türlü felaketin başlangıcıdır. Tağuti güçlerin ihtiraslarına tabi olmak, dalaleti satın almaktır. Hevalarını ilah edinen ve şehvetlerine tabi olan kimseler, çevrelerindeki insanları da dalalete sürükleyebilirler. Kur'an-ı Kerim'de, kıyamet gününde ortaya çıkacak manzara şöyle tasvir edilmiştir: "O gün yüzleri ateşte evrilip-çevrilirken: "Eyvah bize!.. Keşke ALLAH'a itaat etseydik, peygambere itaat etseydik" diyeceklerdir. (Onlara tabi olanlar da o gün) "Ey Rabbimiz!.. Hakikat biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar bizi yoldan saptırdılar diyeceklerdir. Ey Rabbimiz!.. Onlara (liderlerimize ve büyüklerimize) azaptan iki katını ver. Onları büyük bir lanetle rahmetinden kov!."( El Ahzab Suresi: 66-68) Hesap gününde; tuğyan eden ve insanları hidayetten uzaklaştıran önderler ile onlara tabi olan kimseler, birbirlerinin düşmanı haline geleceklerdir.
Bir insanın batıl iddiaları ile başkalarını dalalete sürüklemesi sözkonusu ise, iddialarına cevap verilmesi vaciptir. Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin; küfür ahkamı ile hükmetmesi, ikrah hali müstesna, ma'zur görülemez. Molla Hüsrev: "-Siyeru'l ecnas'ta kaydedildiğine göre; bir kimse başkasına küfür ahkamı ile emretmek için azm eylese, sırf bu azmi sebebiyle kafir olur. Şayet bu kimse kelime-i küfrü konuşsa ve bir cemaatte o konuşulan sözü kabul eylese, o cemaatin hepsi kafir olur" (6) diyerek, önemli bir inceliğe işaret etmiştir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Sahih-i Buhari- İst: 1401 C: 4 Sh: 142 K. Enbiya:48.
(2) İmam-ı Şehristani- El Milel ve'n Nihal- Beyrut: 139 C: 1 Sh: 4.
(3) Seyyid Şerif Cürcani- Et Ta'rifat- İst: ty Sh:146.
(4) Ragıp El Isfahani-El Müfredat fi Garib'il Kur'an-İst: 1986 Sh: 440.
(5) İbn-i Kesir- Tefsiru'l Kur'ani'l Aziym- Beyrut: 1969 C: 3 Sh: 490, Ayrıca İmam-ı Nevevi- Erbaun- Hadis N0: 40.
(6) Molla Hüsrev- Düreru'l Hükkam - İst: 1307 C: 1 Sh: 324.


 
 
Kayıtlı
allahın rahmeti bereketi üzerinize olsun bana dua edin
****
Üye Grubu : Gayretli Kardeş Üye
Yaş : 20

Mesaj Sayısı : 816
Konu Sayısı : 79
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 40

Kişisel Mesaj : kadeşler bana dua edin
Çevrimdışı Çevrimdışı

Site
« Yanıtla #92 : 14 Nisan 2010, 12:27:03 »

ALLAH razı olsun hocam
Kayıtlı
Vira bismillah'in İmzasi

ALLAHU EKBER
"Eğer çekemezsen gülün nazını Ne dikene dokun ne gülü incit ,Sevda sahrasında Mecnun değilsen Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit "
******
Üye Grubu : Vefakâr Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 2086
Konu Sayısı : 419
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 231

Kişisel Mesaj : Seni filistin gibi seveceğim
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #93 : 13 Temmuz 2010, 14:19:57 »

selamun aleykum
hüsnü aktaş hocamızın borsa hakkındaki görüşlerini öğrenebilir miyiz?
Kayıtlı
ebvaa'in İmzasi

«Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.» (ÂLİ İMRÂN Suresi 64. Ayet Meali)
"Eğer çekemezsen gülün nazını Ne dikene dokun ne gülü incit ,Sevda sahrasında Mecnun değilsen Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit "
******
Üye Grubu : Vefakâr Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 2086
Konu Sayısı : 419
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 231

Kişisel Mesaj : Seni filistin gibi seveceğim
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #94 : 16 Temmuz 2010, 10:19:09 »

selamun aleykum
hüsnü aktaş hocamızın borsa hakkındaki görüşlerini öğrenebilir miyiz?

Kayıtlı
ebvaa'in İmzasi

«Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.» (ÂLİ İMRÂN Suresi 64. Ayet Meali)
Muhammed Yusuf
*****
Üye Grubu : Azimli Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 1302
Konu Sayısı : 241
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 112

Kişisel Mesaj : Müslüman çağa uyan değil,çağı kendine uydurandır!!
Çevrimdışı Çevrimdışı

Site
« Yanıtla #95 : 28 Ağustos 2010, 20:31:12 »

ALLAHUEKBER....
Hüsnü hocamızdan ALLAH razı olsun ümmetizbiz de bu bölümü görünce o kadar sevindim ki anlatamam ALLAH hepinizden razı olsun
ubeydmehmet abi vakfa sık uğruyorsunuzdur herhalde inş. tanışmak nasip olur sizinle de
Kayıtlı
diriliş'in İmzasi

imam ahmed bin hanbele sahabeye sövenler hakkında soruldu,
O da şunu söyledi;
ben onları İSLAM üzere görmüyorum....



"Eğer çekemezsen gülün nazını Ne dikene dokun ne gülü incit ,Sevda sahrasında Mecnun değilsen Ne Leyla'yı çağır ne çölü incit "
******
Üye Grubu : Vefakâr Kardeş Üye
Mesaj Sayısı : 2086
Konu Sayısı : 419
Dua Et : ALLAH Seni Affetsin 231

Kişisel Mesaj : Seni filistin gibi seveceğim
Çevrimdışı Çevrimdışı

« Yanıtla #96 : 23 Aralık 2010, 10:38:21 »

DÜĞÜNLERDE İŞLENEN CÜRÜMLERİN MAHİYETİ         

Soru: "Örf ve adetlerini din haline getiren insanlarla anlaşamıyorum. Son yıllarda Müslümanlar, düğünlerde silah atmak veya ıslık çalmak gibi garip hastalıklara tutuldular. (...) Batıl adetlerini savunan akrabalarım ile ilişkilerini asgari düzeye indirdim. Bazılarına selam dahi vermiyorum. (...) Düğünlerde silah atmak, ıslık çalmak ve birbirlerini alkışlamak, örf olarak kabul ediliyor. Sevdiğim bir hocaefendi: "Düğünlerde silah atmak israftır. İsraf da haramdır. Birbirini alkışlamak ve ıslık çalmak da müşriklerin dua şeklidir" dediği için, akrabalarımın hışmına uğradı.(...) Örf ve adetin mahiyeti nedir? Düğünlerde silah atmak, sahih örf olarak kabul edilebilir mi? Islık çalmak veya alkışlamak Mekke müşriklerinin dua şekli midir? diyorsunuz.


CEVAP: Örf kelimesi; ma'ruf ve irfan ile ilgili olup, "irfan ehlinin güzel gördüğü davranışlar" manasınadır. İmam-ı Kurtubi: "Selim akıl sahiplerinin razı oluğu ve insanları mutmain eden davranışlara örf denilir" tarifini yapmıştır. Yaygın olan tarif ise şudur: "Şer'i şerife aykırı olmayan ve aklıselim sahibi kimselerin mü(s.a.v.)en bulduğu davranışlara örf denilir."(1) Örf ve adet'te dikkat edilecek husus "Şer'an ve aklen mü(s.a.v.)en" olmasıdır.(2) Buna sahih örf denilmiştir. İslam fıkhına uygun olmayan örfe, "fasid örf" denilir. Fasid örf, delil olarak kabul edilemez. Nasslar ile örf ve adetler arasında tearuz (çelişki) sözkonusu olursa, nasslar esas alınır. Bu durumda, örfe ve adete itibar edilemez. Düğünlerde havaya silah atmak; sahih değil, fasid bir örf ve adettir. Kur'an-ı Kerim'deki kıssalarda, atalar kültürünün etkisi haber verilmiştir. Resul-i Ekrem (sav)'in tebliğine muhatap olan Mekke müşriklerinde de atalar kültürü ön plandadır. Müşrikler; "Günah işlediğimiz elbiselerle ibadet edemeyiz" diyerek, Kabe-i Muazzamayı, çıplak bir vaziyette tavaf etmektedirler. Selim akıl sahibi olan kimselerin ve haniflerin "çıplak bir vaziyette tavaf etmek doğru değildir" şeklindeki nasihatlerine kızmışlar ve "Biz atalarımızdan bu şekilde gördük. ALLAH emretmeseydi, onlar hiç çıplak bir vaziyette tavaf ederler miydi?" diyerek azarlamışlardır. (3) Türkiye'de yaşanan sıkıntıların temelinde de aynı anlayışı görmek mümkündür.
    Bu genel izahtan sonra, "Islık çalmak veya alkışlamak Mekke müşriklerinin dua şekli midir? sualinize geçebiliriz. Cahiliye döneminde müşriklerin, Kabe-i muazzama'ya hürmet ettikleri, örtülerini her yıl değiştirdikleri ve oraya ibadet niyetiyle gelenlere ikramda bulundukları malumdur. (4) İbadeti teşvik niyetiyle, birbirlerini alkışladıkları ve ıslık çaldıkları da nass ile sabittir. Kur'an-ı Kerim'de: "Onların (müşriklerin) Beytulullahdaki duaları, ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan (alkışlamaktan) başka bir şey değildir. (Ey müşrikler) Devam edegeldiğiniz o küfrünüzden dolayı, artık tadın azabı!.." (El Enfal Suresi: 35) hükmü beyan buyurulmuştur. İmam Fahrüddin-i Razi; bu ayet-i kerime'nin tefsirinde: "ALLAHu Teala (cc) kafirler hakkında; "Onlar Beyt-i haram'ın sahipleri değildirler" buyurmuş, daha sonra da müşriklerin dualarının ancak el çırpmak ve ıslık çalmak olduğunu haber vermiştir. (...) Keşşaf sahibi şöyle demektedir: "Ayette geçen Muka kelimesi; fual vezninde bir kelime olup ıslık çaldı manasına gelir. (...) Tasdiye kelimesine gelince, bu el çırpmak demektir" (5) diyerek, meseleyi izah etmiştir. Hz. Abdullah ibn-i Abbas'dan (ra) gelen rivayette de Mekke müşriklerinin bu dua şekli üzerinde durulmuştur. Dolayısıyle "Düğünlerde silah atmak israftır. İsraf da haramdır. Birbirini alkışlamak ve ıslık çalmak da müşriklerin dua şeklidir" diyen hocaefendi, sizlere bir nasihatta bulunmuştur. Bu nasihatı "geleneklerini ve atalarının adetlerini bahane ederek" reddedenler, hevalarına tabi olmanın getirdiği zilletle baş başa kalabilirler. Hevaya tabi olmak, her türlü felaketin sebebidir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Cennetin etrafı nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle, cehennemin etrafı da şehevi arzularla (hoşa giden şeylerle) çevrilmiştir"(6) buyurduğu malumdur. Geleneklerini bahane ederek hevalarına (nefs-i emmarelerine) uygun bir hayat yaşayanlar, tevbe etmelidirler. Hesap gününe hazırlanan mü'minler; müşriklere muhalefet niyetiyle, alkıştan ve ıslık çalmaktan uzak durmalıdırlar. Bu niyetleri sebebiyle, sevaba nail olurlar. Size tavsiyem şudur: akrabalarınızla olan ilişkilerinizi; "Emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i ani'l münker" vecibesine riayet ederek, geliştirmeye gayret ediniz. Batıl ideolojileri savunan akrabalarınızın hidayetine vesile olabilmek için, bütün imkanlarınızı seferber etmenizde fayda vardır. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.


(1) İmam-ı Kurtubi-El Camii Li Ahkamu'l Kur'an-Kahire: 1967 C:7 Sh: 346, Ayrıca Seyyid Cürcani-Ta'rifat-İst.: 1300, Sh: 11-98. (Adet ve Örf madesi)
(2) Ömer Nasuhi Bilmen-Hukuk-i İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İst.: 1976 C: 1, Sh: 197, Madde: 502.
(3) Mecmuatu't Tefasir-İst.: 1979 C: 2 Sh: 540 (Gadı Beyzavi bölümü)
(4) Geniş bilgi için/ M.Ali Sabuni-Ahkam Tefsiri-İst.:1984 C: 2 Sh: 16 vd.
(5) Geniş bilgi için/ İmam Fahrüddin-i Razi- Tefsir-i Kebir (Mefatihu'l Gayb) Ank: 1991 C: 11 Sh: 309
(6) Sahih-i Müslim-K. Cennet: 1, Ayrıca Sünen-i Tirmizi-K.Cennet: 21
 
Kayıtlı
ebvaa'in İmzasi

«Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.» (ÂLİ İMRÂN Suresi 64. Ayet Meali)
Sayfa: 1 2 [3]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: